Haftalık Gündem Değerlendirmemiz [10.09.2024]

HÜDA PAR’A SALDIRININ MERKEZİ SİYONİST İŞGAL REJİMİDİR

Günlerdir bir umut canlı bulunmasını beklediğimiz Narin Güran kızımızın maalesef cansız bedenine ulaşıldı. Katledildiği anlaşılan kızımızın faillerinin bir an önce bulunması ve hak ettikleri cezaya çarptırılması bizim ve bütün Türkiye kamuoyunun tek beklentisi olmuştur. Yargı makamlarının hiçbir noktanın karanlıkta kalmadan olayı aydınlatması için HÜDA PAR olarak biz de sürecin takipçisi olacağız. Narin, katledilen masum pek çok çocuğumuz gibi sadece toprağa değil gönüllerimize de emanet edildi. Başka Narinler hayattan koparılmasın diye bu topraklarda vicdanı, merhameti ve iyiliği yaymak hepimizin ortak görevi ve sorumluluğudur. Ancak bu şekilde insanlıktan çıkmış canilerin yürekleri dağlamasına engel olabilir, huzuru barışı kalıcı olarak tesis edebiliriz. Ama gelin görün ki toplumsal acılar üzerinden siyasi rant devşirmeye alışmış olanlar geçmişte olduğu gibi bugün de partimizi hedef alan, yalan ve iftira içerikli çok sayıda paylaşımda bulunmaktadırlar. Dikkatli bir gözlemci, bu alçakça iftiraların tek bir merkezden yönetildiğini fark etmiştir. Bu merkezin kim ve neresi olduğu aslında herkesçe malumdur.

Bilinçli veya bilinçsiz şekilde pek çok kişi bu yalan ve iftiralara alet olmuş, bilip bilmeden bu örgütlü kötülüğün bir parçasına dönüşmüştür. Elbette hakaret, iftira ve dezenformasyon içerikli paylaşımları dolaşıma sokanlardan dün olduğu gibi bugün de hukuk önünde hesaplaşacak, yapanın yanına kar kalmadığını herkese göstereceğiz. Hukuk İşleri Başkanlığımız bu konuda hızlı ve etkili aksiyon almış ve müfteriler hakkında gerekli yasal işlemler derhal başlatılmıştır. 

Siyonist manipülasyon merkezlerinin isimlerini bile gizleme gereği duymadan HÜDA PAR’ı karalama amaçlı mesajları olduğu gibi kopyalanarak Kemalist ve sol çevrelerce, PKK’ye yakın hesaplarca yayılmaya çalışılmış, alçakça iftiraların organize bir şekilde nasıl tedavüle sokulduğu bir kez daha gösterilmiştir.

Kamuoyu, CHP’nin, DEM’in ve onlara bağlı çalışan trol ordularının iftiralarının ve, Kandil’in son  günlerdeki tehditlerinin sebebini çok iyi bilmektedir.

HÜDA PAR, halkımızın inanç ve kültür değerlerine saygı duyduğunu ve bu değerlerin korunması noktasında alınması gereken önlemleri, sürekli dile getirmiştir.

HÜDA PAR, eşit vatandaşlık temelinde hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı yeni, sivil ve adil bir anayasa talep etmektedir.

HÜDA PAR, “Ülkemde Siyonist istemiyorum” diyerek, soykırıma ortak olmuş çifte vatandaşlığı bulunan kişilerin vatandaşlıktan çıkarılması, yargılanması ve mal varlıklarına el konulması yönünde yasal bir düzenleme yapılmasını istemiş ve bu düzenlemeyi Meclis gündemine taşımıştır. HÜDA PAR’ın hedef alınmasının sebebi budur.

HÜDA PAR’a saldırının merkezi siyonist işgal rejimidir. Yaşananlar, siyonizmin Türkiye siyaset ve medyasında güçlü bir lobisinin ve çok sayıda maşasının bulunduğunu göstermektedir ki bu, bir milli güvenlik sorunudur. Bu konuda hukuki, siyasi ve güvenliğe dair her türlü önlem ivedilikle alınmalıdır.

Siyonizm ve uşakları ne yaparsa yapsın HÜDA PAR olarak mazlum Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğiz.

REVİZYONLAR 'EKONOMİK İSTİKRAR MI, EKONOMİK ZORLUK MU?' SORUSUNU AKLA GETİRİYOR

Ekonominin 2025-2027 dönemine dair 3 yıllık yol haritasını sunan Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Orta Vadeli Program, ülke ekonomisini seçimsiz dönemde istikrara kavuşturmayı hedeflerken yapılan revizyonlar, programın etkinliğini sorgulatmaktadır. Enflasyon hedefinin %33'ten %41,5'e çıkarılması, büyüme hedefinin ise %4'ten %3,5'e düşürülmesi gibi önemli değişiklikler dikkat çekmektedir. Bu durum, sıkıntıların beklenenden daha uzun süreceği anlamına gelmektedir.

Programın fiyat istikrarını sağlayacağına dair umutlar, gerçekçi olmayan temenniler olarak değerlendirilmektedir. Dışsal zorluklar ve iç ekonomik problemler, programın başarısını engellemektedir. Ayrıca, işsizlik oranında beklenen azalma mevcut ekonomik durumla tutarsızdır. Yüksek faiz oranları, ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesine neden olacaktır. Orta Vadeli Program, IMF politikalarını anımsatan daraltıcı maliye ve para politikaları içermektedir. Bu uygulamalar genelde kısa vadeli çözümler sunsa da uzun vadede kalıcı bir ekonomik istikrar sağlamayacaktır. Sonuç olarak, yine emekliler, asgari ücretliler, dar ve sabit gelirli çalışanlar ve küçük esnaf gibi kesimler en büyük mağdurlar olacaktır.

YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM DÖNEMİ “ESKİ” SORUNLARLA BAŞLADI

2024-2025 Eğitim-Öğretim yılı başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da sorunlarla uzun bir maratona start verilmiş oldu.

Öğretmen açığının kapanması konusunda bir türlü neticeye varılamıyor. Hâlâ 68 bin öğretmen açığı var. MEB'in Mayıs 2024 verilerine göre çeşitli branşlarda 90 bin ücretli öğretmenle beraber toplamda 158 bin öğretmen açığı var. Öğretmen olabilmek için KPSS’ye giren öğretmen adaylarının sayısı ise yaklaşık 530 bindir.

Okullarda temizlik ve hijyen durumu ayrı bir sorundur. Günün önemli bir bölümünü geçirmek zorunda oldukları okul ortamları yaşanabilecek durumda değilse çocuklarımız nasıl sağlıklı eğitim alabilirler?

Temizlik ve hijyen konusunda oldukça mustarip olan okul idarecileri, kayıt parası adı altında para toplamak zorunda kalıyorlar. Önceki yıllarda TYP’li personel istihdamı vardı. Bu yıl ise ‘’İşgücü Uyum Programı’’ adı altında personel alımına gidilecek. Ancak bunların bir kısmı siyasileri referans göstererek okullarda temizlik işlerini yapmıyorlar. Dolayısıyla idareciler, kayıt parası adı altında velilerden topladıkları parayla çalıştırabilecek personel istihdam ederek temizlik işlerini yaptırıyorlar. Oysa MEB, okul bütçelerine ilave destekte bulunsa ya da okullardaki temizlik personelinin denetimini yapsa kronik olarak gördüğümüz bu sorun çözülmüş olacak.

Her yıl karşılaşılan sorunlardan bir tanesi de öğretmenlerin dışarıdan pahalı ek yardımcı kaynaklar dayatması sorunudur. Ağırlaşan hayat şartları karşısında velilerin büyük çoğunluğunun bu tür yükleri kaldıramayacağı aşikardır. Bakanlığın hazırladığı kitapların yetersizliği gibi bir sorun olmamalıdır. Kitaplar yardımcı kaynak gerektirecek yetersizlikte olmamalı, ihtiyaç olursa bu yardımcı kaynakları da bakanlık vermeli, öğretmenler de bakanlığın verdiği yardımcı kitaplar dışında kitaplar dayatmamalıdır. Büyük bir rant ve suistimal alanı olan yardımcı kitaplar sorunu, dışarıdan alım yapılmasının tamamen yasaklanması ile kökten çözülmelidir.

Öte yandan okul servis ücretleri de ayrı bir sorundur. Aylık okul servis ücretleri 4 binden başlayarak km’ye göre 40 bin liraya kadar çıkabilmektedir. Geçim sıkıntısı yaşayan ailelerin bu yükün altından kalkması mümkün değildir. Sosyal devlet anlayışının gereği olarak ihtiyaç sahibi ailelere destek sağlanmalıdır.

GAZZE’DEKİ KATLİAM

Soykırımcı siyonist rejimin Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda şehit olanların sayısı 40 bin 878’e yükseldi. Saldırıda şehit edilenlerden yaklaşık 17 bininin çocuk, 12 bininin ise kadın olması işgal çetesinin Gazze’de bir soykırım yaptığının açık delilidir. Buna rağmen işgal rejiminin sözde başbakanı Netanyahu, Gazze’de sivil ölümlerinin yüksek olmadığı açıklamasını pervasızca yapabilmektedir.

Dünya, Gazze’de katliam ve soykırımı sonlandırmayı ve çekilmeyi reddeden işgalcilerin ve bir yandan işgalciye silah akıtırken diğer yandan da sözde müzakere masası kuran ABD’nin arasında, soykırım seyircisi olarak sıkışıp kalmıştır. Bölge ülkelerinin Afganistan ve Irak işgallerinden bu yana devam eden seyirci, hatta işgalcilere destekçi pozisyonu, bugün Gazze’nin yarın başka bir yerin esaret altına girmesine neden olacaktır.

Müslüman halklar onurlu bir duruş sergileyerek işgalcilere karşı caydırıcı adımlar atılması için hükümetler üzerindeki sivil baskıyı artırmalı, hükümetler soykırımı durdurmak için bir an önce harekete geçmelidir. Batı’da uyanışa geçen insanlık vicdanı kısmi de olsa çeşitli ambargo kararları aldırmıştır. Müslüman halklar da Gazze’yi unutmamalı her fırsatta yöneticilerin önüne bir vicdan muhasebesi olarak koymalıdır. Öte taraftan soykırıma destek veren Amerikan askeri gemisinin İzmir limanına demirlemesi, toplumun vicdanını yaralamıştır. Türkiye’nin bu gemiyi derhal ülkeden kovması ve soykırıma karşı politikasını netleştirmesi gerekir.

SİSİ’NİN TÜRKİYE ZİYARETİ

Mısır’ın darbeci Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine ilk kez Türkiye’ye gelmiş ve iki ülke arasında 17 anlaşma imzalanmıştır. Sisi’nin Mısır’daki şehit Muhammed Mursi yönetimine karşı gerçekleştirdiği kanlı darbe ve sonrasında da devam eden baskı ve şiddet politikalarının yaraladığı vicdanlar kanamaya devam ediyor.  Gazze soykırımının devam ettiği bu süreçte bölge ülkelerinin siyonist vahşete karşı mücadele adına aralarındaki sorunları buzdolabına koymaları anlaşılabilir. Ancak darbeci yönetimle başlayan yakınlaşma belli sınırlar ve şartlar dahilinde olmalı ve Mısır halkı üzerindeki baskının sona ermesine vesile olmalıdır.

2013 yılındaki kanlı darbeden bu yana Mısır halkı üzerindeki baskı devam etmekte, İhvan Hareketi başta olmak üzere siyaset, akademi ve sivil toplumun önde gelenleri asılsız iddialarla hapiste tutulmakta, idama varan ağır cezalara çarptırılmakta ve hareketin tüm faaliyetleri engellenmektedir.

Halkıyla normalleşmeyen, halkın haklı taleplerini baskı ve şiddet politikalarıyla bastırmaya çalışan yasakçı bir zihniyetin bölgesel meselelerde de koltuk güvenliğini önceleyeceği bilinmelidir.

Türkiye bu “normalleşme” sürecinde Mısır halkı üzerindeki baskının sona erdirilmesini sağlamalı, lider ve üyeleri ile birlikte tüm darbe karşıtlarının serbest bırakılmasına öncülük etmelidir.  Hareket üzerindeki yasaklar kaldırılmalı ve Mısır’daki siyasi geleceğe asker postalları değil halkın kendisi karar vermelidir.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.